Seçim otobüsleri,
meslek hayatımın yürüyen köşe başları.
İçi başka bir film, dışı ayrı.
Eğer kalabalıklardan,
parti yetkililerinden, korumalardan
ve kendini görevlendirmiş olanlardan sıyrılıp
binebildiysen,
en önemli barajı geçmiş sayılırsın.
“Artık sınıf atladın,
keyfini çıkartabilirsin” demek isterdim
ama o kadar kolay değil.
Bir kere sıradan bir vatandaşken,
aşşağıdakilerden 10 saniye içinde,
farklılaştığını düşünüyorsan,
yanılıyorsun.
Ben bu yanılgıyı
gözlerden okurum.
“Şimdi bu kadar arbede
ve aşşağılamadan sonra
başarını yok sayıp,
her an aşağıya indirilebilirsin.”
O sessiz duruşun,
bilinç altı bir yer edinme çabasıdır.
Ayaktasın,
oturanları tanımasan bile,
senden daha kıdemli olduklarını düşünüyorsun.
Genel başkanın olduğu ön tarafa
sakın ani hamle yapma.
Hiç ummadığın anda biri sorabilir
“nereye birader” diye.
Daha yol uzun...
En yakınındaki ile
sohbet olanağı arayışın aslında
“otobüsteki yerini pekiştirme” çabası.
Ayaklarının bastığı o iki pabucun tuttuğu yer,
senin istikbalin gibi.
Sağlam basmak istiyorsun.
Yakana bir parti rozeti de takmayı unutma.
Hatta milletvekili rozetini andıran
İl Genel Meclisi rozetine benzer bir şey bulursan,
daha da avantajlısın.
Başbakan ya da Genel Başkan
otobüsün üstüne çıkıyor.
Ya aşağıya inerse,
sakın gaza gelip inme.
Bir daha
bu yeri bulamazsın.
Alışman en fazla
20 dakika sürüyor,
gözlemledin.
Çünkü seninle aynı başarıyı gösterip,
o otobüse binenlerin,
senden farklı olmadıklarını gördün.
Onlar da seninle
aynı korkuları yaşıyor.
Herhangi bir başarısızlıkta,
birlikte atılacağınız için,
sorun yok.
En azından aşağıdakilere
“öyle gerekiyordu,
Başkan istemiş” filan gibi
bir yalan atabilirsin.
Yer değiştirmeler sırasında
yavaş yavaş ön tarafa süzülme gayretin
gözden kaçmıyor.
Ama başarabilirsen,
gerisi senin hayal gücüne kalmış.
Artık yüzlerce anın olabilir
ve bir ömür yakınlarına,
Genel Başkana ve Bakanlara
ne kadar yakın olduğunu,
ballandıra ballandıra anlatabilirsin.
Bir de bir kaç Bakan
hatta Genel Başkan ile
saniyenin onda biri bile göz göze geldiysen,
o partinin “vaz geçilmezi” oluverdin.
Böyle olmadığını kim söyleyebilir?
Yörenle ilgili bir bilgi verme fırsatı da bulduysan,
sen o gün Bakansın, Başbakansın.
İnme vakti geldiğinde,
o kapıdan süzülüşün,
o eda, benim izlemeyi en çok sevdiğim görüntüdür ki,
Türk Siyasi Hayatı'nda
“kendini önemsemenin
ve yer edinmenin fotoğrafıdır” bunun adı.
Gelelim o otobüse binme başarısını gösteremeyen,
sınıf atlama olmasa da,
ucundan kıyısından Genel Başkan'a,
Bakanlar'a, bazen de il başkanlarına
görünmekle yetinen “parya”lara...
Ağır ağır ilerler otobüs.
İçeriden bir ses bağırır,
“Genel başkanımız...... geliyor.”
Ne gelmesi “sen getiriyorsun.”
Bu yüzden üzülme
binemedin diye otobüse...
Kocaman camın önünde
koşturmaya devam et.
Bir gün bir talebin olduğunda,
bu adımlar senin karnen olacak.
Seni kimse hatırlamaz diye de
düşünme,
sen hatırlat.
Hakkın var artık iktidarda.
“Nefer” olduğunu
sakın aklının ucuna bile getirme.
Koşarken göz ucuyla lideri takip et.
O konvoy geçip gittiğinde
“kısa bir burukluk, yalnızlık” içini saracak
ama kendini çabuk toparla.
Sen Türk Siyaseti içindesin artık.
İşte sevgili dostlar,
2 milyon kilometrenin üzerinde
yol katettiğim “Bir Yol Hikayesi-BAMTELİ”
böyle başlamıştı.
O otobüslerin üzerinden baktığında
birbirlerini itip kakan
ve lidere yol açmayı kendine
görev edinmiş (açılsalar adam zaten yürüyecek)
partileri iktidar olursa,
kendilerine ya da çocuklarına
iş istemek dışında,
çok büyük hedefleri olmayan
bu “gariban” insanların,
lidere yaşattıkları mutluluk dışında,
hiç bir işlevleri olmadığını görüp,
arka sokaklarına dalmıştım kentlerin
ve öyküler derlemiştim “gerçek insanlardan.”
Bu yüzden “seçim otobüsleri”
ayrı bir aynadır benim için.
Kocaeli'ne gelince
Değişecek o kadar az sonuç var ki.
Anayasa oylamasında
yüzde 60'ın üzerinde destek vermiş AKP'ye.
Milletvekili sayısı
9'dan 11'eyükselmiş,
yeni “göç”ler sağlayacak o küçük değimi de.
Yani AKP 7, CHP 3, MHP 1 milletvekili çıkaracak gibi.













